Kenan Kuzucu

2018 YILI SEÇİM YILI OLACAK

Bir yılı daha geride bıraktık. Türkiye Ak Parti ile 15 yıllık bir istikrar yakalamasına karşın bu istikrar her konuda maalesef olmadı. 2001 yılında kurulup 2002 yılında iktidar olan Ak Parti, hemen her dönem erken seçim yoluna gitti. Yerel seçimlerinde 2004-2004-2009-2014 seçimlerini tam tarihinde yapan Ak Parti, Genel Seçimlerde aynı istikrarı koruyamadı.

2002 yılında bir erken seçimle iktidara gelen Ak Parti, ilk döneminde 28 Şubat Hegemonyasının yanı sıra ekonomik sorunları rayına koyma çalışmalı ile uğraştı. Koalisyon Hükümetinin bıraktığı yıkık bir ekonomiyi düzeltmenin zorlukları ile soğuşan Ak Parti aynı zamanda 28 Şubatçı zihniyet olan Kemalistlerle mücadele etti. Karanlık eller Ak Parti iktidarını indirmek için daha o tarihte girişimlere başlamışlardı. 2003 yılında Cumhuriyet Gazetesi “Genç Subaylar Rahatsız” manşeti ile haber yapıyor ve Darbe tehdidi savuruyordu. 2007 Yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı Seçimi tüm muhalefeti rahatsız ediyor ve Çankaya Köşküne bir Ak Partilinin geçmesini istemiyorlardı. 2006 yılında CHP Genel Başkanı Baykal Meclis Kürsüsünde “Seni Cumhurbaşkanı yapmayacağız, ne pahasına olursa olsun” diyerek, Erdoğan’ı tehdit ediyordu. Şubat 2006’da Santa Maria Kilisesinin Katolik Rahibi  Andrea Sataro’nun öldürülmesi ve hemen ardından Mayıs 2006’da Ermeni Yazar Hrant Dink’in öldürülmesi, Türkiye’de ki azınlıkları ayaklandırmak ve hükümeti devirmek için ilk hamle olarak tarihe geçti. Bu saldırıların ardından Hükümetin doğru politikaları ve Suikastların üstüne gidişi muhalefeti ters köşe yapıyor ve Azınlıkların ayaklanması planı yatıyordu. Bunu başaramayan muhalefet, yine sivil bir kalkışma meydana getirmek için harekete geçiyor ve Cumhuriyet Mitingleri yaparak hükümeti tenkit ediyordu. Tüm bu kalkışmaları bertaraf eden Ak Parti 27 Nisan’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Abdullah Gül’ü aday gösteriyor ve 357 oy alıyordu. CHP ise tarihte görülmemiş bir itiraz yapıyor ve 367 çoğunluk sağlanamadı diyerek Anayasa Mahkemesi gidiyordu. Oylamanın yapıldığı gün Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde literatüre “e-muhtıra" olarak geçen bildiriyi yayınlayarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etmek istemişti. Fakat siyasi irade bu girişime kayıtsız kalmayıp ertesi sabah çok sert bir yanıt verdi. AK Parti Hükümeti adına konuşan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in sözleri ülkeyi uçurumun kenarından çevirdi. Anayasa Mahkemesi'nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini iptal kararı üzerine AK Parti erken seçim kararı aldı. Tarihi ise 22 Temmuz olarak belirlendi. Yani Ak Parti ilk dönemini tamamlayamıyor ve erken seçime gidiyordu.

2007 seçimleri tüm bu tartışmaların ışığında geçiyor ve çok sert söylemler meydanlarda yankılanıyordu. Muhalefet ve Derin Devlet Muhafazakar bir Cumhurbaşkanı istemezken halk tam tersini düşünüyordu. Tüm bu tartışmalar arasında kartel medya Ak Partinin iktidar olması ve Muhafazakâr bir Cumhurbaşkanı seçmesi halinde darbe olabileceğini ima ederek halkı tehdit ediyordu. Ancak bu tehditlerin tümü ters tepti ve Ak Parti tek başına iktidar oldu. MHP desteği ile de Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması muhaliflerin gücünü kırarken terör partisi BDP 20 Bağımsız vekil ile ilk defa mecliste gurup kurdu. Ancak Ak Partinin tek başına iktidar olması ve Cumhurbaşkanının aynı siyasi kökende olması Türkiye için yeni bir istikrar doğurdu. Artım Meclis ile Çankaya çelişmiyor ve Meclisin çalışırlığı hızlanıyordu. Bu uyum siyaseti de olumlu etkiliyor ve tam 34 yıl sonra Türkiye ilk defa erken bir seçime gitmiyordu. 2011 yazında yapılması gereken seçim tarihi 12 Haziran 2011 olarak belirleniyordu. Bu süreç ayrıca hem Ak Partinin hem da Türkiye’nin en istikrarlı büyüme katettiği dönem olarak tarihe geçiyordu. Demokratik adımlar, Ekonominin büyümesi, Sağlık, Eğitim yatırımları ve Ulaştırma alanındaki büyüme Türkiye’yi başka bir kimliğe sokuyordu.

2011 seçimleri Ak Partinin belki de en rahat sandığa gittiği seçimler olarak tarihe geçti. 2002 yılında yeni bir yüz arayan seçmen Ak Partiyi seçmişti. 2007 yılında Muhafazakarlığa yapılan saldırı sağ seçmeni kenetlemişti. Ancak 2011 yılında yapılan seçimlerde Ak Parti başarılarını ve yatırımlarını seçmene sunuyor ve daha fazlası için bir dönem daha istiyordu. Özellikle ekonomide ki büyümeden etkilenen seçmen Ak Partiye daha güçlü bir iktidar sunuyordu. Ayrıca Erdoğan’ın 2014’te yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanı adayı olacak olması seçimi başka bir havaya soktu. Bu Erdoğan’ın son Cumhurbaşkanlığı olacaktı. 12 Haziran 2011 günü yapılan seçimlerde yüzde 50 oy alan AK Parti, ülkedeki iki yurttaştan birinin tercihiydi. AK Parti 1965 yılından bu yana yüzde 50'ye ulaşan tek parti oldu. Kaset komplosu ile istifa ettirilen Deniz Baykal'ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu ile seçime giren CHP yüzde 25 oy ile yine ikinci parti oldu. Ak Parti iktidarı halktan aldığı bu desteği iyi kullanmaya devam etti ve özellikle ekonomik anlamda yükselişi devam ettirdi. 2014 Yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak olması muhalefeti yine bir araya topladı. Terör Partisi Selahattin Demirtaş’ı aday gösterirken, Ak Partinin adayının Erdoğan olacağı açık açık ortadaydı. Her Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi oluşan kaos Halk Tarafından seçilecek ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminden öncede baş gösterdi. 2013 yılının ilk 6 ayında Türkiye ekonomide tarihinin en büyük atılımını yaparken kirli güçler yine devreye girdiler. 2013 yazında Gezi Olayları adında bir sokak ayaklanması meydana geldi. Günlerce süren ayaklanma ile Türkiye’nin sokakları tarumar ediliyor, halk ile devlet karşı karşıya getirilmeye çalışılıyordu. Provokasyonlar ilk başka işe yarasada halk gerçeği erken öğreniyor ve olaylar bin anda duruluyordu. Bu planı da tutmayan derin ve dış güçler Ak Parti için bitirici bir plan hazırladılar. Amaç Ak Partiyi bitirmek ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını engellemekti. 17 Aralık 2013’te bir hukuk skandalı yaşanıyor ve Ak partiye operasyon çekiliyordu. Bu operasyonun hemen ardından 25 Aralık’ta bir darbe daha yapılıyor ancak Devletin dik duruşu buna izin vermiyordu. Artık FETÖ de tasmasını tutanların sözlerini zikrediyor ve bunu gizleme gereği dahi duymuyordu. 2014 seçimlerinde Erdoğan Cumhurbaşkanı seçiliyor ve muhalefetin çatısını çökertiyordu. Parti Genel Başkanlığına ise Ahmet Davutoğlu getiriliyor ve 2015 seçimlerinin startı veriliyordu. 2011 seçimleri gibi 2015 seçimleri de erken seçim olmuyor ve tarihinde yapılıyordu. Ancak bu sefer Partinin başında Erdoğan yoktu ve Ak Parti için halkın kafasında henüz aydınlatılmamış birçok soru işareti vardı. 17/25 Aralık’ta ismi geçen Bakanların yargılanmasına Ak Partinin izin vermemesi, halkın gözünde en büyük sorundu. Yalnızca bu da değil Ak Partinin seçim beyannamesinde halka yönelik hiçbir vaat bulunmuyordu. Dış politika Vaatleri, Çözüm Sürecinin devamı Anadolu’da etki yerine tepki doğururken, doğuda ise terör partisinin gücünü artırıyor, Ak Partinin beklentilerini karşılamıyordu. Ayrıca kağıt üzerinde Ak Parti’de artık Tayyip’in Partisi değildi. Tüm bu karmaşanın altında ülke belki de tarihinin en ilginç seçimlerinden birine gidiyordu.

7 Haziran 2015 seçimlerinde Ak Partinin oyu %43’e düşüyor ve Ak Parti ilk defa tek başına iktidar olamıyordu. Ayrıca seçimin hemen ardından PKK’nın çözüm sürecini baltalayan eylemlere gitmesi ülkeyi bir anda kaosa sokuyordu. Hükümet bir türlü kurulamıyor, Ak Parti ile kimse koalisyon kurmuyordu. HDP’nin ilk kez parti olarak barajı aşması da Türkiye’de Milliyetçilik söylemlerinin artmasına neden oluyordu. Zaten gezi olaylarından bu yana ekonomideki artışta durmuştu. Öyle ki HDP hariç hiçbir parti seçim hükümetine dahi bakan vermiyor ve ülkedeki kriz her geçen gün tırmanıyordu. İşte bu anda Cumhurbaşkanı devreye girdi ve tarihte ilk defa tekrar seçim kararı aldı. Haziran’da yapılan seçimin tekrarı Kasım olarak belirleniyor ve 5 ay sonra millet yeniden sandığa gidiyordu.

1 Kasım seçimlerinde Ak Parti kaosu doğru kullanan taraf oldu. İstikrarın 13 yılda ülkeye kattıkları dile getirildi. Ak Partinin iktidarı kaybetmesi halinde 7 Haziran sonrası yaşanan kaosun daha da artacağı seçmene aktarıldı. Ayrıca 7 Haziran sonrası ekonominin dip yapması, Ak Partinin seçim kaybetmesine bağlandı. Ak Parti 7 Haziranda yaptığı hatalardan ders aldı ve seçim vaatlerini seçmene yönelik yaptı. Bugünlerde kesinleşen kadro sözü, taşeron işçileri heyecanlandırdı, gençlere ve kadınlara yönelik vaatlerde bir hava yarattı. Her ne kadar Gençler yine Ak Partiye en az oy veren seçmen olsalar da Ak Parti yeniden %49 bandına yükseldi. Tek bayına yeniden iktidar olan Ak Parti ilk olarak 7 Haziran’ın hesabını sordu ve Davutoğlu’nun istifası geldi. Binali Yıldırım Başbakan oldu. Seçimden 8 Ay Sonra YAŞ toplantılarından 1 hafta önce Hain FETÖ ülkeye darbe yapmak istedi. 15 Temmuz halkın muhteşem direnişi ile bertaraf edildi. MHP’nin önerisi ile Yeni Anayasa ilk kez bu kadar ciddi şekilde gündeme geldi. Masaya yatırıldı ve Yeni Anayasa belli oldu. Anayasa içinde referandum kararı alındı. Artık Cumhurbaşkanı Partili olabilecek ve %50+1 oy alarak seçilecekti. Seçilmesi halinde hükümeti tek başına kurabilecekti. Yeni Anayasa 16 Nisan 2017’de halktan ucu ucuna geçer not aldı. 2019 yılında yapılacak olan genel seçim ile uygulanmaya başlayacak yeni düzen nasıl olacak göreceğiz. Ancak Gezi Olayları, 17-25 Girişimleri, 7 Haziren Seçimleri ve 15Temmuz’un yarattığı kaos ekonomiye her seferinde sert bir darbe vurdu. Faizlerin ve döviz kurlarının yükselişi bir türlü engellenemedi. Üstelik Ak Parti tarihinde ilk kez bu kadar zamlar yapmaya başladı. Bu zamlar vatandaşın kesesini doğrudan etkilemeye başladı. Ak Partinin ekonomideki, sağlıktaki, eğitimdeki, ulaşımdaki tüm yükselişi hızla geri gitmeye başladı. Ekonominin yanı sıra, sık sık değişen eğitim sistemi seçmeni rahatsız etti. Sınırlardaki istikrarsızlıkta ülkeyi doğrudan etkileyince Ak Parti en zorlu dönemlerinden birini yaşamaya başladı.

Meral Akşener Liderliğinde kurulan İYİ Parti her ne kadar iktidar olma ışığı vermese de baraj sınırında bir parti olduğunu gösterdi. 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin barajı aşması ile oluşan ortamın daha vahimi bir partinin daha barajı aşması ile yaşanabilir. Üstelik Türkiye’nin gidişatı Ak Partiye olan güvende de zedelenmelere neden oldu. Tüm bunların yanı sıra FETÖ hainlerinin düşmanlığı da azda olsa bir oy kaybına işaret ediyor. Referandumda Ak Parti ve MHP’nin toplam %51 alması Cumhurbaşkanlığı seçimi için bir risk olarak göze batıyor. %11 oyu olan MHP ile %49 oyu olan MHP’nin toplamda %10 gibi büyük bir oy kaybı yaşadıkları göze çarpıyor. Üstelik alternatif bir partinin ortaya çıkması da kartların yeniden dağılmasına sebebiyet veriyor. 2002 yılında Abdullah Gül, Abdulkadir Aksu, Bülent Arınç, Abdullatif Şener, Erkan Mumcu, Cemil Çiçek, Mehmet Ali Şahin, Ali Babacan gibi marka isimlerle siyasete giren Ak Parti ilerleyen zamanlarda birkaç kayıp yaşasa da Melih Gökçek, Ahmet Davutoğlu gibi yeni markalarla güçlendi. Ancak Gezi Olaylarından sonra Ak Parti vitrininde ciddi bir şekilde gerileme başladığını da kabul etmek gerekiyor.

Bana göre 2018 yılında Ak Parti bir baskın seçim kararı alacak ve erken seçime gidecek. 15 Temmuz tarihi ile de ayrı bir hava oluşturulacak. Bunun en büyük nedeni dış güçlerin oyunu olan gezi ve devamı olaylarla ülkede ki istikrarın zedelenmesi. Ekonominin kan kaybetmesi ve alternatif bir muhalefetin doğmasıdır. Tabi başka nedenlerde var bu kadar sisli havada önce yerel seçim yapılması Ak Parti için çok büyük bir risk taşıyor. Çünkü Ak Parti Yerel Seçimlerde Genel Seçimlerden ortala 10 puan az oy alıyor. Bu seçimlerde 10 puanın daha da artabileceği düşünülüyor. Genel Seçimlerden önce olası bir yerel seçimde Ak Parti %40’ın altına düşmesi halinde ciddi bir bunalım yaşayacaktır. Bu bunalım muhalefet partileri de havaya sokacaktır. İşte bu bunalıma karşı oluşan hava ile gidilen Genel Seçimde Ak Partinin normal seçimlerden daha az oy alması muhtemeldir. ANAP daha önce bu sorunu yaşadı ve Siyaset tarihinden silindi. Aynı tarihi yaşamak istemeyen Ak Parti en az %50+1 için, İYİ Partinin de daha fazla güçlenmesini engellemek adına 2018 yılını seçim yılı ilan edecektir.

Bana göre seçimin birincisi yine Ak Parti olacaktır. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aldığı oydan çok daha az oy alacaktır. Çünkü Ak Parti’yi Erdoğan dışında taşıyabilecek Güçlü ve Vizyon sahibi isimler çok az sayıda bulunmakta. Şunu söyleyebilirim artık Millet Erdoğan’a güvendiği kadar Ak Partiye güvenmemekte…


2018-01-01 08:36:54